Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Aylaklığın Kutsandığı Kitap

Türk Edebiyatı’nın “Garip Efsanesi” Aylak Adam, yayımlanışının 50. yılında Yapı Kredi Yayınları’nın özel baskısıyla okurlarına kavuştu.

  Adamın adı yok ama o adsız adam 50 yıldır unutmadığımız bir kahraman. Hatta zaman zaman onun uğruna kendi alışkanlıklarımıza yüz çevirdiğimiz de oluyor…

Adamın işi yok ama o adam işi olanlardan çok daha meşgul…

Adam aylak… Bildiğimiz aylak. “Ne iş yaparsınız?”sorusuna, “Aylakım ben” diyor ve ekliyor, “Aylak olmak dünyanın en zor işi…”

Yusuf Atılgan’ın Türk romanının “garip efsanesi” olarak tanımlanan kitabı “Aylak Adam”daki karakterden söz ediyorum. Atılgan ona kısaca “C” diyor. Çoğumuzun denemeyi göze alamayacağı hayat maceralarına kolayca girebildiği, tam alışıp, öylece orada kalacakken kapıyı vurup çıkacak kadar cesur olduğu için mi “C”, bilemem.

Yusuf Atılgan, 1989’da yaşamını yitirmeseydi sorardım, “C, cesurun baş harfi mi?”diye. İşte o an “C” kitabın sayfalarından fırlar, karşıma dikilir, bana dik dik bakar ve benden nefret ederdi hiç kuşkusuz; onu bir kalıba soktuğum, ona bir isim, bir kimlik verdiğim için.

Zira o sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamayan unutulmaz bir karakter. Kalıplaşmış hareketlerden hoşlanmayan, ama durun bir dakika “hoşlanmayan” demek hafif kaldı, nefret eden birisi o.

 AYLAK ADAM 50 YAŞINDA

 Türk Edebiyatı’nın kült eserlerinden birisi olan “Aylak Adam”ı, yazılışından tam 50 yıl sonra Yapı Kredi Yayınları’nın yaptığı özel basımla yeniden yanı başımda buldum. Her okuyuşta yeni bir yanını, farklı ve denenmemiş bir isyanı, duyguyu keşfettiğim satırlar elbette hemen kuşattı beni.

Satırlarda kaybolurken, bir an geldi “Aylak Adam, C” yi 1950’li yılların İstanbul’unda, bir meyhane köşesinde bırakıp onu yaratan Yusuf Atılgan’ın hayatına döndüm.

Yazar, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş ve o yıllarda (1946) Komünist Partisi’ne katılıp faaliyette bulunduğu iddiasıyla tutuklanıp hapse mahkûm edilmişti.

“Sansaryan Hanı’nda dört ay, Tophane Cezaevi’nde altı ay hapis yattığı dönemde mi hiçbir yerlere sığamayan, özgür ve aylak olmak lüksünü sonuna kadar yaşayan “C” yi yarattı, içinde büyüttü kim bilir?” diye sormadan edemedim.

Hem hapisten sonra büyük şehri, öğretmenlik mesleğini, arkadaş çevresini bırakıp doğduğu yer olan Manisa’nın Hacırahmanlı Köyü’ne yerleşen ve çiftçilik yapmaya başlayan Yusuf Atılgan da “C” kadar cesur ve başkalarının anlamakta güçlük çektiği kararları gözünü kırpmadan alabilen bir kişi değil miydi?

Atılgan ile “C” pek çok noktada birleşiyorlardı kanımca.

Yazar hayatta olsaydı bunu da sorardım kuşkusuz.

 “AYLAK OLMAK ÇABA İSTER”

 Doğrusu aylak olmanın ve aylak kalabilmenin bir çaba gerektirdiğini unutmuşum.

Evet, tamam karakterimiz “C” babadan paralı…  Babasını tarif ederken söylediği cümleden anlıyoruz ki, “Sevgisizlik borcunu parayla ödeyen bir babanın” çocuğu o. Miras kalan evlerin kiralarıyla geçiniyor. Kendi tanımlamasıyla “Zengin değil, paralı…” Ama ben onu birazcık tanıdıysam, cebinde tek kuruş olmasa bile, o bir yolunu bulur “aylak” kalmayı başarırdı.

Geçim derdi yok, kabul.

Parayı harcarken ölçüsü de yok; o da tamam ama paranın onun için “maddi bir değeri” yok ki. Para, bir dilencinin gününü kurtarabiliyorsa anlamlı, gerisi boş onun için.

Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ını okurken değişik bir şey yaptım, elimde kalem, kitabın son sayfasına kadar satırlarda karşıma çıkan her bir ismi not ettim. Ayşe, Güler, Selma, Zehra, Feyyaz, Eleni, Gülfer, Hayri… Liste uzadıkça uzadı, tüm dikkatime rağmen atladığım var mı bilemem ama saydım tam 43 karakter, 43 isim var kitapta. Bir tek kitabın kahramanının adı yok. O, “C”

Aylak Adam, “C.”

Öyle demiş Yusuf Atılgan kısaca.

Yazıma başlamadan önce Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne “aylak” ne demektir diye baktım: “İşsiz, boşgezen, avare” yazıyordu.

Ama Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ı, “C” öyle sözlükte tanımlandığı gibi boş gezenin boş kalfası değil ki. Aksine işi gücü olan birçok kişiden daha meşgul, daha hayatın içinde, daha çok düşünen biri… Belki de bu nedenle çevresine, bilinen yaşam biçimlerine yabancı. Ne yazık ki bu yabancılık onu zorunlu ve sonsuz bir yalnızlığa götürüyor.

Hem doğru, hem de farklı olanı arama ve bulma uğruna hayatını harcıyor C. Bundan bir gün bile şikâyet etmeden üstelik “Hayatı tek düze yaşayanlara, soru sormayanlara kızarak…”

Aylak adam zor biri kabul, çocukluğu, annesiz büyümesi, babasında arayıp bulamadığı sevgi eksikliğine, bir de dünyayı bambaşka bir gözle görme ve algılama şansı (kimilerine göre şanssızlığı) eklenince sürekli alabora olan ruh haliyle dolaşıyor 50’li yılların İstanbul sokaklarında.

O yılların yasakları, değerleri, kuralları; ve hepsine “karşı” duran, karşı “çıkan” bir adam o. “Yaşamak varken yazmak, çalışmak olmaz” diyerek hayatının yönünü belirliyor “C”. Tam da burada Yusuf Atılgan’ın bir sözü çınlıyor kulaklarımda: “Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır.”

İşte yine “C” ile Yusuf Atılgan iç içe beynimde…

 GERÇEK AŞK, NEREDESİN?

 “C”nin tek derdi gerçek aşkı arayıp bulmak…

Buluyor da zaman zaman. Ama ah işte o onu var eden “farkı” ve “karşı” olma ruh hali yok mu? Olmuyor, tam gerçek sevgiyi avuçlarında hapsettiğini hissettiğinde bir an geliyor anlıyor ki o sevgi çoktan sıradanlaşmış, “diğerleri” gibi oluvermiş.

Aylak Adam’ın aşkı yaşama biçimi o kadar “hesapsız”, o kadar “saf” ki, yaşadığı şey “aşk” olarak tanımlandığı anda değerini yitiriveriyor. Kahramanımız yine ve daima bir başka aşkın, gerçek sevginin peşine düşüyor. Hiç tanımadığı ama bir gün karşısına çıkacağını bildiği birine âşık o aslında.

Bu noktada Aylak Adam’ı okuyup onu anlamış olan okur hemen “Ve o beklediği sevgili bir gün karşısına çıktığı anda çok mutlu olacak. Coşacak, hiçbir yere sığmayacak ve bir süre sonra yine, yeniden başka bir yerde onu bekleyen, o farklı sevgiliyi aramayı sürdürecek” diye ekleyecektir.

Öyledir de gerçekte.

“Sultanahmet durağından, Nişantaşı’nda inmek niyetiyle Maçka tramvayına binmiş bir adam, dışarıya baktığı camdan ne sevdiği kadını, ne de bir tanıdığını gördüğü halde yarı yolda neden iner?”diye soruyor Yusuf Atılgan kitabın bir yerinde.

Yanıtı o an ben veriyorum; “Çünkü o Aylak Adam…”

Bazen tek kelimelik kısacık cümlelerin, büyük akıl oyunlarıyla yapılan ancak bir o kadar da yalın betimlemelerin saltanatı kitabın her sayfasında karşımızda. “Bunu unutmamalıyım.”, “Ne kadar haklı bir tespit.”, “Bunun üzerinde günler süren tartışma programları yapılır.” diye düşüneceğiniz, sürekli notlar alacağınız ama elbette en çok hayata “Aylak Adam”ın gözlerinden bakmayı isteyeceğiniz satırlarda sizi bir de tehlike bekliyor: O gözlerle, o yürekle yaşamak, yanında anlaşılmamayı, yalnızlığı getirebilir.

Fakat kahramanımıza duyduğumuz hayranlık asıl burada başlamıyor mu? Zira anlaşılmamak “Aylak Adam” için en kutsal değer. Anlaşıldığı anda “sıradanlaştığını” düşünüyor ve “diğerlerine benzedim ben de.” diye hayıflanıp, mutsuz oluyor.

 AYLAK ADAMIN PEŞİNDE 

“Aylak Adam”ın peşine takılan okur, aralıksız oradan oraya savrulacak nefessiz kalacaktır.

Bir kahvede günlerce bir kadını görme umuduyla çay içip pineklemekten sıkılacaktır. Bir meyhanede içip içip evin yolunu da şaşıracaktır, Beyoğlu’nda sinemaların loş ortamında sınırlı cinselliği de yaşayacaktır.

Meraklı bir okur, “Aylak Adam” bir taksiye binip Mirgün’de indiğinde “Neresi bu Mirgün?”diye soracak ve oranın “Emirgan”  olduğunu öğrenecektir.

Ama en önemlisi elbette “Aylak Adam” olabilmek için her şeye karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir tutkuyla bağlı olmak kadar, gerektiğinde o tutkudan bir anda vazgeçip yenilerine yönelebilmenin bir o kadar besleyici olduğunu hiç unutmamak…

Kitabın sunuş yazısında Aylak Adam için şöyle denilmiş: “Getirdiği yenilik, yarattığı ‘karşı’ kişilik (yani C.), çevresinde döndüğü sorunlar yönünden yayımlandığı dönemde epeyi tartışıldı.”

Günümüzün tartışma platformlarının en popülerlerinden birisi olan “Ekşi Sözlük”te ise bir üye “ Hayatın ayrıntılarına, gözle görünenin dışındakine meraklı insanların ilgi duyacağı ….” diye sürüp giden bir cümleyle anlatıyor kitabı.

Kahramanımız “C” sıradanlığa, alışılmışın kolaycılığına, sahteliğe, ikiyüzlü kibarlığa katlanamıyor demiştik. Üstelik ‘gerçek sevgi’nin peşini bırakmaya niyeti yok; yalnız da kalsa, gülünç durumlara düşse de.

Yazımın başında söylemiştim Aylak Adım’ın adı yok. “Aylak Adam” değerlerini benimsediğimiz anlarda “C”nin yerine ona kendi adımızı verebilelim diyedir belki de.

Evet, kuşkusuz Yusuf Atılgan hayatta olsaydı bunu da sorardım.

O an “C” yi duydum sanki “Ne var yani bazı sorular da yanıtsız kalsa ne çıkar, bırak gitsin” dedi sanki ve ekledi:

“Sonra o Rum kızını öptüm. Harbiye’ye yakın caddenin ortası tenhaydı. İki kişiydiler; kolkola gülüşerek gidiyorlardı. Yanımdan geçerlerken benden yana olanı tuttum, öptüm. Yüzü soğuktu. Bağrıştılar. Öteki, ‘Terbiyesiz, pis sarhoş.’dedi. Kafamı hınçla geriye attım gülerken. Gittiler.

Ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.

Oysa ben sarhoş falan değildim. Bir bardak şarap içmiştim yemekte. Hem onu öpmemiştim ki soluğumda şarap kokusu duysun. Bir sigara yaktım, yürüdüm.”

Reklamlar

2 comments on “Aylaklığın Kutsandığı Kitap

  1. Yusuf
    24 Mart 2012

    Merhaba,

    Yazınızda şöyle bir açıklamada bulunmuşsunuz:

    “Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ını okurken değişik bir şey yaptım, elimde kalem, kitabın son sayfasına kadar satırlarda karşıma çıkan her bir ismi not ettim. Ayşe, Güler, Selma, Zehra, Feyyaz, Eleni, Gülfer, Hayri… Liste uzadıkça uzadı, tüm dikkatime rağmen atladığım var mı bilemem ama saydım tam 43 karakter, 43 isim var kitapta. Bir tek kitabın kahramanının adı yok. O, “C””

    Kitap hakkında detaylı bir eleştiri yazan birinin romanın belkide en önemli karakteri olan “B.” yi unutmasını ya da gözden kaçırmasını anlamdıramadım kafamda. C. aslında B.’yi arıyor ve onu bulursa o eksik benliğini tamamlamış olacak. Kitabın içinde de birçok kere B. ile tanışma fırsatını yakalıyor ama bir türlü tanışamıyorlar.

    İyi akşamlar dilerim.

    • fügen
      31 Mart 2012

      Size katılıyorum. “B”yi arıyor B enliğini…
      sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 30 Nisan 2011 by in Okuduklarım and tagged , , , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

TANIK... #istanbul #galata #galatakulesi DERTLEŞTİK, EVET... #burgazada #martı #silence #seagull SONBAHAR...#autumn #sarmaşık #sonbahar #kırmızı SAYGI VE MİNNETLE... Kitap Fuarı’na yolu düşenlere selam olsun... #mübadele #biravuçmazi #kitapfuarı #lozanmübadillerivakfı #everestyayınları SAKİNDİ EVET... #poyrazköy #sea #silence #boat HADİ #cycling #suadiye #bisiklet #sunset “Ben o yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem...” #sabah #begonvil #sezenaksu #nofilter DALGALIYDI EVET... #lodos #suadiye #nofilter #windy💨 #waves Gülümse... Minnettarım HADİ... #cycling #sonbahar #bisiklet #autumn #suadiye #nofilter Sahi şeker pembesi bulutları nereye sakladın? #rainy #yagmur #sabah #morning #martı #seagull SABAHTI... #begonvil #kumru#sabah “ARKADAŞ”şarkısını birlikte söyleyip, birlikte ağlıyorsak; gerisini dünya düşünsün. #oguzguvengazetecidir Eni boyu, top yekün doğa...#nature
%d blogcu bunu beğendi: