Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Saati Unutan Zamanı Kazanır

                 ‘Debelenme gafil saat, sen olmadan da akar zaman…’

Böyle başlıyor Yiğit Kulabaş’ın kitabı ‘Saatsiz Ülke’. Okuyucu tam ‘saat’, ‘zaman’, ‘akıp gitme’, ‘debelenme’ kelimelerini sindirmeye çalışırken arkadan asıl darbe geliyor:

‘Ülkemiz melun bir saldırıyla karşı karşıyadır. Dün gece saatler durmaya başlamıştır.’
Hoop, kendinizi, üstelik hiç de hazırlıklı değilken saatsiz bir ülkede buluveriyorsunuz.
Sahi, saatsiz yaşamak nasıl olur hiç düşündünüz mü? Saatinizi kolunuzdan çıkartıp atmaktan söz etmiyorum. Yaşadığınız ülkede akrep ile yelkovanların durması, bilgisayardaki dijital sayaçların silinmesi söz ettiğim. Saat kaç sorusuna yanıt vermenin mümkün olmadığı bir ülkedesiniz. Kim bilir neler olur, değil mi?


Aslında bu sorunun yanıtı ‘Saatsiz Ülke’de var ama ben yine de kitabın yazarına bir daha sormadan edemedim; yanıt ‘Ülkemizde kargaşa, çöküş olmaz. Türkiye kesinlikle gündelik hayatına birkaç değişiklikle devam eder. Saatin yerine ‘önce’ ve ‘sonra’yı koyar. ‘Önce şunu yapalım, sonra şuraya gideriz’ dersiniz. Ama kuzey ülkeleri üstesinden gelemez. İntihar edenler çıkar…’ oldu.

‘Saatler durunca kitaptakiler ne yapıyor?’ sorumun karşılığı ise oldukça düşündürücü: ‘Saatsiz yaşamayı öğrenmek yerine saate alternatif bulmaya çalışıyorlar.’

‘Nasıl yani? Ne geçebiliyor saatin yerine?’

‘En küçük zaman birimi olarak nabzı önerenler oluyor. Kalbin temposunu hayatın temposu haline getirmeyi planlıyorlar. Normal insan kalbi dakikada 72 defa attığından ‘dakika 60’lık döngü yerine 72’ye çıkarılsın’ diyorlar.’

İlk kitabı ‘Zamanya’da, dakika, hafta, saat, takvim, gece gibi ‘ürünleri’ insanlığa pazarlayan Zaman adlı şirketi tanıtmış ve zaman kavramının evrenselliğine vurgu yapmıştı Yiğit Kulabaş. ‘Saatsiz Ülke’de ise hayatımızı kontrol etmek için bin türlü ‘ürün’ pazarlayan zalim şirket yine var ama bu kez başrole beynin fonksiyonları yerleşmiş.  Kitap, yine ilginç matematiksel bilgilerle okuyucuyu kavrıyor, belki de bu nedenle insan beyni bu kitapta ön planda.

Başrole nasıl yerleşti beyin?
Yazdığım konular, çok önemli olan ancak üzerinde günlük hayatta pek de düşünülmeyen zaman, saat, beyin. Bunlara ilgi duyuyor, araştırıyor, günlük hayata katmaya çalışıyorum.

Kitapta bir ‘yedek us’ projesi var ki dehşete düşürüyor insanı.
Beynin ne muhteşem bir güç olduğunu biliyoruz. Kitapta profesörün üzerinde çalıştığı yedek us, silinmesini istemediğiniz bilgileri depolama ve saklama üzerine kurulu bir proje. Hedef, atıl kullanılan beyinleri, ekstra us olarak başka beyinlerin emrine sunmak.

Harici bellek gibi yani. Her iki kitapta da okuyucu son sayfaya gelince ‘Ah, hayatı kaçırmamalıyım, zamanın değerini bilmeliyim’ diyor. İnsan hayatı beyniyle mi, kalbiyle mi sahiplenip seviyor?

Kesinlikle beyniyle. Sahici olan o. Beyni iyi yönetip kalbe ‘sev’, ‘sahiplen’ komutu göndermeyi becermek gerek.

‘Zamanya’nın devamı mı ‘Saatsiz Ülke?
‘Zamanya’yı okumayan, yeni okur için yazdım bu kitabı. Bu kitap kendi ayakları üzerinde dursun istedim. Tamamen bağımsız bir kitap…

‘Zamanya’yı okumamışsanız ‘Saatsiz Ülke’yi tam anlayamazsınız gibi geldi bana…
Bakın bu ilginç. İlk kitabı okumayıp da ‘Saatsiz Ülke’yi okuyanlardan şikayet gelmedi. Tamamıyla anlamışlar. İlginç olan önceden ‘Zamanya’yı okuyanların tepkisi. Ayrı bir kitap okuyormuş gibi yaklaşmadıklarından, ‘İlkini bilmesem bunu anlamazdım’ dediler. İkisi de bağımsız gelişen öyküler. Anlamak için Zaman şirketini bilmek yeterli.

‘Zamanya’da 12 ülkeyi dolaşmıştık kitabın kahramanı Kerim’le. Bu kez, ‘Saatsiz Ülke’de, Bozcaada’da, elektriğin olmadığı ıssız bir tepedeki pansiyondayız. Kitabınızda saatleri durdururken, kahramanları da medeniyetten uzağa götürmüşsünüz…
Arada medeniyetten, teknolojiden uzaklaşmak insan ruhuna iyi gelir. Zaten hepimizin yapmak istediği bu değil mi? Zaman her iki kitapta da hep fon. Ön planda hiçbir özelliği olmayan sıradan insanların hayatları var aslında.

Kitaplarda öyküye gizlenmiş felsefeler de var. Onca detaylı bilginin içinde bu kez saklı olan nedir?
‘Zamanya’, ‘Sen önemlisin. Hayatın da. Kontrolünü başkasına bırakma. Zaman geçip gidiyor üstelik zaman değil sensin giden’ diyordu. ‘Saatsiz Ülke’ ise ‘Tamam, önemlisin de o kadar da abartma. Kim olursan ol, yerin hemen dolar. Kendini üstün görme, mutluluğunu riske atma. Zamanını kontrol et. Egonu yen diyor.

JETGİLLER GİBİ YAŞIYORUZ
Saatsiz nasıl yaşayabiliyorsunuz? Her şeyin saatle ayarlandığı hayatın içinde, zorlanmıyor musunuz?
Saatin esiri olmamak için planlı olmak gerekiyor. Elbette hayatın içindeyiz ve saate ihtiyaç duyuyoruz. Ama bu ihtiyacı en aza indirmek gerek. Saat 12:00 oldu diye değil acıkınca yemeli örneğin.

Bunu başarabilmek kolay değil ama…
Hayatımdan 6 yıldır televizyonu çıkardım. Yoksa bu teknolojik değişimlerle Jetgiller gibi yaşamaya başlayacağız.

Hayatından televizyonu çıkaran birisi olarak kitaptaki haber anonslarınız çok gerçekçi. Hele anchorman’ınız çok sahici. Okurken zihnimde çok bilinen bir ismi canlandırdım örneğin.
Kitaptaki anchorma’nın adı Can Horman. Burada minik bir oynama var, okuyucuya böyle minik sürprizler sunmayı seviyorum. Televizyon izlememeye gelince… ‘Yoğun çalışma temposu nedeniyle hobilerime vakit ayıramıyorum’ deyip saatlerce dizi seyretmek zamana esir olmak işte. Ben seyretmiyorum çünkü dizilere yakalanabiliyorum.

‘Yakalanabiliyorum’ dediniz. Enteresan bir tanımlama değil mi? Çoğumuz diziyi yakalamaya çalışırken…
İşte, tılsım burada. Ne yapmak istediğimizi bilirsek zaman karşımızda düğmelerini ilikler, eğilir. Zamanı planlı ve iyi kullanmalı. Zaman yoksa çalmalı. Zaman en iyi rüzgara benzer. Karşıdan da esse, elindekini, yelkenini kullanmayı iyi bilirsen gitmek istediğin yere gidersin. Zamanı da iyi kullanarak mutlu olabilirsin, saate esiri olma, zamanın dostu ol. Plan bu.

‘SAATSİZ ÜLKE’ HAKKINDA
‘Saatsiz Ülke’nin hikayesi masalsı…

Çekiciliği ise, her an gerçek olabilecek bir masal olmasında. Yiğit Kulabaş, Everest Yayınları’ndan çıkan yeni kitabıyla ilgili, ‘Benim kitaplarımı okuyanlar konuların üzerinde düşünsün istiyorum. Öyle okudum, bitti, kaldırıp bir köşeye koyayım demesinler. Düşünüp, tartışsınlar, geliştirsinler…’ diyor

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 08 Temmuz 2011 by in Röportajlarım and tagged , , , , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

TANIK... #istanbul #galata #galatakulesi DERTLEŞTİK, EVET... #burgazada #martı #silence #seagull SONBAHAR...#autumn #sarmaşık #sonbahar #kırmızı SAYGI VE MİNNETLE... Kitap Fuarı’na yolu düşenlere selam olsun... #mübadele #biravuçmazi #kitapfuarı #lozanmübadillerivakfı #everestyayınları SAKİNDİ EVET... #poyrazköy #sea #silence #boat HADİ #cycling #suadiye #bisiklet #sunset “Ben o yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem...” #sabah #begonvil #sezenaksu #nofilter DALGALIYDI EVET... #lodos #suadiye #nofilter #windy💨 #waves Gülümse... Minnettarım HADİ... #cycling #sonbahar #bisiklet #autumn #suadiye #nofilter Sahi şeker pembesi bulutları nereye sakladın? #rainy #yagmur #sabah #morning #martı #seagull SABAHTI... #begonvil #kumru#sabah “ARKADAŞ”şarkısını birlikte söyleyip, birlikte ağlıyorsak; gerisini dünya düşünsün. #oguzguvengazetecidir Eni boyu, top yekün doğa...#nature
%d blogcu bunu beğendi: