Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Bir Sonbahar Sohbeti

İnsan Sonbahar’ı anlatırken beyniyle mi düşünür, kalbiyle mi; kim bilir?

Herkesin Sonbahar’ı kendine kuşkusuz… Ya siz Sonbahar denilince neleri hatırlarsınız?
 
Tam da yağmurların başladığı günlerdi… Ağaçlar, yapraklarının yeşil renklerini, kızıla ve sarıya değiştiriyordu; ve bunu kimseye hissettirmeden, usul usul yapıyorlardı.

Rüzgâr desem, her zamankinden daha sert ve serin esiyordu; yoksa kocaman ağaçlarda, dikenli kozalarında saklı atkestaneleri neden durduk yerde pat-pat önüme düşsün ki!

İzbe bir kahvehanede oturmuş sohbet ediyorduk çocukluk arkadaşım Serpil’le; içerisi soğuktu. Üstelik pencere kenarına kurulmuştuk manzara güzel diye. Ve elbette yağmur çok güzel yağıyordu.

Hatta yağmakla kalmıyor, tahtalarının arası çoktan açılmış, macunları yer yer dökülmüş pencereden sızıp masamızı ıslatıyordu; hayır şikâyetçi değildik.
İnce belli bardaklarımızdan sıcak çayı yudumlarken; “Yaz bitti” dedi Serpil; “Ve karşınızda Sonbahar…”
“Şikâyetçi değilim” dedim, “benim en sevdiğim mevsimdir, biliyorsun.” “Haydi bir oyun oynayalım”dedi, “Sonbahar’la ilgili aklına gelenleri söyle bakalım…”

“Kendi yazdığım kitap diye söylemiyorum bak, Sonbahar Yakın”dedim. Onu saymadık tabii. Hemen Nat King Cole’dan Autumn Leaves (Sonbahar Yaprakları) şarkısını mırıldandım:

The falling leaves drift by the window/The autumn leaves of red and gold/I see your lips, the summer kisses/The sun-burned hands I used to hold…

Sıra ondaydı,  Nat King Cole’un Sonbahar Yaprakları’na, Yıldırım Gürses’in Sonbahar Yaprakları’yla cevap verdi:

Düşen bir yaprak görürsen/Beni hatırla demiştin/Biliyorsun seni ben/Sonbahar’da sevmiştim./Her Sonbahar gelişinde/Sarı sarı yapraklarla/Kuru dallar arasında/ Sen gelirsin aklıma.

Tuhaf bir anda yıllar öncesine döndük sanki, o an iki yaramaz çocuktuk; çocuk zamanlarımızın neşesiyle sarıldığımız oyun; Sonbahar’ın hüznünü dağıtıverdi bir tılsımla.
“Başka?”
“Ah, kasımpatlarını unutmamak gerek. Sonbahar’ın çiçeği.”
“Öyle de, kitap sayfaları arasında kuruttuğumuz çiçekler ne vakit karşıma çıksa, mevsim o an Sonbahar olur benim için” dedim. “Göçmen kuşların sıcak bölgelere göçünü seyretmek de bir Sonbahar imzasıdır” diye ekledim.
“O zaman burada Sait Faik’in Son Kuşlar’ını anmamız gerek” dedi. “Taa o zamanlardan görmüş doğadaki dengenin değiştiğini. Dur ne demişti Son Kuşlar’ın girişinde:

“… Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi…”

“Ben de o zaman Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü’nün de tepeden tırnağa Sonbahar’ı hatırlattığını söylerim.

Hem biliyor musun, Reşat Nuri, 1956 yılının Aralık ayında Londra’da öldü. Son anlarında yanındaki eşi Hadiye Hanım’a ‘Güneşe bak, İstanbul’u görüyor musun? Ben Londra’nın en bedbaht hastasıyım’ demiş. Bu sözler bile hayatın içindeki anlara sıkışmış hüznü taşımıyor mu?”
“Aman canım” dedi Serpil; “Sonbahar dediğimiz hep de hüzün müdür? Bak şimdi nasıl eğlendireceğim seni. Hatırlasana, ilkokulda sınıfça bir şarkı söylerdik:

Sonbahar geldi, leylekler uçtu, yağmurlar düştü, hapşu!/ Hap hap hapşu, hapşuuu!/ Doktora gittim, aspirin yuttum, dersi unuttum, hapşu

Sonra da zalimce ekledi: Bizim neslin saflığı daha o zamandan belliymiş, şarkıya bak, düşünsene bütün sınıf her gün hapşuu diye bağırırdık şarkı söyleyeceğiz diye.
“Peki, şimdi gözünü kapat ve bir Sonbahar görüntüsü canlandır zihninde.”
Öyle ya… Sarı, kızıl az yeşil, çok kahve yapraklar mıdır Sonbahar’ın resmi? Yağmurdan kaçmaya çalışan insanlar mı?

Rüzgârın uçurduğu yapraklar mı daha iyi anlatır Sonbahar’ı, ıslanmış, üşümüş başını patisine saklamış, kuytuda saklanan bir kedi yavrusu mu? 

Yoksa Van Gogh’un Autumn Landscape with four trees adlı tablosu mu?

Ya Ansel Adams’ın Autumn Moon fotoğrafını nereye koyacağız? Ne görkemlidir o siyah-beyaz fotoğrafı aydınlığa boğan ay. Sanki Sonbahar’ı aydınlatır.
“Bence Sonbahar’ı aydınlatan, ısıtan tek şey pastırma yazı” dedi Serpil. Hemen ekledim; Bizde genellikle Ekim sonu, Kasım başı yaşanan ılık günler bu Pastırma yazı ama ABD’de “Kızılderili Yazı”, Avrupa’da “Saint Martin Yazı” diye anılıyor.

Biliyor musun, o günlerde durduk yerde havanın ısınmasının nedeni, güneş ile dünya arasındaki asteroit bulutunun en uzak noktada bulunmasıymış. Böyle olunca da asteroit bulutu güneş ışınlarını fazla kapatamıyor ve biz ılık günler yaşıyoruz.
İşte tam da sen Kasım demişken Nazım Hikmet’in 20 Kasım 1945 adlı şiiri geldi aklıma:

Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunsa da/ ovada güz nadasları yapıldı çoktan, tohum saçılıyor/ Ve zeytin devşirilmekte./Bir yanda kışa girilmekte, bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor./ Bense hasretinle dolu ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü/ yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da.

Eh madem şiirlere geçtik, Ahmet Erhan’ın “İznik Gölünde Sonbahar/Damla damla karışıyor ölgün yıllarıma” mısrasını unutmamalı…

Ya da İlhan Berk’in “Hep böyle çıkıp gelmiştir Sonbahar dağlarımıza/Bir elinde karanfil, bir elinde yüreği” demesini…

Peki ya, Murathan Mungan’ın Yaz Bitti şiirinden iki mısrayı hatırlamamak olur mu? “Yazın bittiği her yerde söylenir/Söylenmeyen şeyler kalır geriye/ Ve sonra, hiçbir şey olmamış gibi/ağır, usul bir hazırlık başlar/Uykuya benzer yeni bir mevsime…

Hem Ahmet Haşim değil midir bir şiirinde Sonbahar’ın suyu yakuta döndürdüğünü söyleyen.

Emily Dickinson’un sözünü de atlamamalı: “Eğer Sonbahar’da geliyor olsaydın, yazı yok ederdim.

”Ah Adalar’da, parklarda, Yedi Göller’de, Abant’ta Sonbahar doyumsuz olur. Islak topraktan yayılan kokuyu kim, hangi kelimeyle anlatabilmiş ki biz cüret edelim?
“Ama sen şimdi Sezen’den bir Sonbahar dizesi söylemezsen vallahi şaşar kalırım” dedi Serpil; bu kışkırtmayı fırsat bildim tabii.

Yıllar önceye gittim, Sezen’in Git albümüne, “Alır gider beni/ Sarı rüzgarlarıyla Sonbahar/ Gelir anılardan bir demet/Çocukluğum canlanır” diye şarkıyı mırıldandım.

İyi ki yağmur hızını, gürültüsünü arttırmıştı da duyan olmadı.
Biz iki arkadaş kendimizce bir Sonbahar oyunu oynadık; Sonbahar’a böyle başladık; sıra sizde… Kim bilir sizin listenizde neler var…

Reklamlar

3 comments on “Bir Sonbahar Sohbeti

  1. nimet belen
    13 Eylül 2011

    harika, harika, harika…
    yine bayildimmmmmm.

    yeni sayfa duzeni de daha guzel olmus.begendim.
    opuyorum seni yanaklarindan

    “Yazın Verdiğiniz Kiloları Sonbaharda Almayın!”

  2. Cello
    13 Eylül 2011

    Sonbahar deyince ilk aklıma gelen….
    Sevgiyle kal.

    nasıl iş bu
    her yanına çiçek yağmış
    erik ağacının
    ışık içinde yüzüyor
    neresinden baksan
    gözlerin kamaşır

    oysa ben akşam olmuşum
    yapraklarım dökülüyor
    usul usul
    adım sonbahar

    ATTİLA İLHAN

  3. Yasemin Sarach
    14 Eylül 2011

    Yazını okurken sanki yanınızdaydım… Yağmurun sızdığı camdan ben de bakıyordum. İnce belli çayın kokusunu duydum. Nasıl sıcak… Elim yandı… Çok içten bir yazı… Artık bu blogun da takipçisiyim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13 Eylül 2011 by in Yazılarım.

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

TANIK... #istanbul #galata #galatakulesi DERTLEŞTİK, EVET... #burgazada #martı #silence #seagull SONBAHAR...#autumn #sarmaşık #sonbahar #kırmızı SAYGI VE MİNNETLE... Kitap Fuarı’na yolu düşenlere selam olsun... #mübadele #biravuçmazi #kitapfuarı #lozanmübadillerivakfı #everestyayınları SAKİNDİ EVET... #poyrazköy #sea #silence #boat HADİ #cycling #suadiye #bisiklet #sunset “Ben o yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem...” #sabah #begonvil #sezenaksu #nofilter DALGALIYDI EVET... #lodos #suadiye #nofilter #windy💨 #waves Gülümse... Minnettarım HADİ... #cycling #sonbahar #bisiklet #autumn #suadiye #nofilter Sahi şeker pembesi bulutları nereye sakladın? #rainy #yagmur #sabah #morning #martı #seagull SABAHTI... #begonvil #kumru#sabah “ARKADAŞ”şarkısını birlikte söyleyip, birlikte ağlıyorsak; gerisini dünya düşünsün. #oguzguvengazetecidir Eni boyu, top yekün doğa...#nature
%d blogcu bunu beğendi: