Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Ata’nın Naaşı Taşınırken…

                               4 Kasım Çarşamba, 1953 

Bazen cevabını bilmediğim, doğrusu pek de bilmek istemediğim sorular gelir aklıma, takılır…

Sorsam bir türlü, sussam bir türlü… Bazen ne kadar uğraşıp yazsam da hayat dışarda kalır, yazsam bir türlü, yazmasam bir türlü… Bugün, çok acayip bir gün.

Ne martıyı beklerim haber almak için, ne Eyüp’ü… Kendim bilhassa görmek isterim.

Büyük Ata’nın naaşının Anıtkabir’e nakli töreni başladı…

Bugün, Ankara’da, Etnografya Müzesi’nde olmak isterim. Hayır, bir tarihi ana şahitlik etmek değildir telaşım, Makbule Hanımefendi’nin gölgesinde, saygıyla beklemek, sendelerse dizlerine derman, kollarına dayanak olmak isterim sadece…

Bugün, Ata’nın geçici istirahatgâhı açılıyor.

Devletin üst düzey temsilcileri oradalar, orası dediğim yer Etnografya Müzesi… Kalabalık var ama ses yok. Sadece zincirli makaraların odanın tavanına yerleştirilirkenki zonklamayı andıran gürültüsü yankı yapıyor. Mermer lahit sökülüyor, betonlar kırılıyor.

Herkes gibi ben de bekliyorum.

Bir süre sonra kurşun tabut ortaya çıkıyor. Göz ucuyla bakıyorum Makbule Hanımefendi ağlıyor.

Oradakiler, ne yapacağını çok iyi biliyorlar, tabut 15 yıldır beklediği yerden dev makaraların yardımıyla alınıp, salonun zeminine yerleştiriliyor. Koca salonda konuşan tek bir kişi yok, zincir sesleri, zemine oturan kurşun tabutun tok sesi, ayak sesleri, birbirine sürtünen ceketlerin hışırtıları… Bu uğultunun içinde siz yanaktan süzülen yaşların sesini duyabilir misiniz? Duyuluyor, Makbule Hanımefendi, Ata’nın kızkardeşi ağlıyor.

Tam da bu sırada Başvekil Adnan Menderes, yanına geliyor, “Hanımefendi buyurunuz”diyor ve belli belirsiz bir biçimde koluna girerek Ata’nın tabutunun yanına götürüyor. Birlikte yürüyoruz sanki… Yine kimseler konuşmuyor. Makbule Hanımefendi, küçük ve zor adımlarla tabutun yanına varıyor. Başını tabuta dayayıp, öylece dakikalarca kalıyor. Belki de bir an için de olsa uzaklara, Selânik’teki çocukluk günlerine gidiyor… Neredeyse iki büklüm olan bu yaşlı ve yaslı kadının yüzünde gördüğüm acıyı tarifine kimseler muktedir değilken, ya ben hangi yanlışın içindeyim ki sürdürüyorum yazmayı…

Zorla nefes alıyor, zaten kendi sağlığı da pek iyi değil. Bir an için, sadece bir an için yaşlı parmaklarıyla tabuta dokunuyor; belli ki kardeşine, Ata’ya dokunuyor…

Sahi bu kaçıncı vedalaşmalarıdır hayatlarındaki? Bir kardeşi askere, cepheye, savaşa, ölüme, Anıtkabir’e uğurlamaların hesabını kim yapar ki? 

                                       10 Kasım Salı 

O gün, bugün… Ata, Anıtkabir’e naklediliyor. Ağustos’tan beri törenlerin provası yapılıyordu.

Atatürk’ün naaşı, bugün, Etnografya Müzesi’nden alınıp Anıtkabir’e götürülecek. Koca ülke tek bir yürek ki o yürek yasla dolu…

Sabahın erken saatleri. Telaş yok, hayır, herşey düşünüldüğü, kararlaştırıldığı gibi düzenli bir biçimde sürüyor. Etnografya Müzesi’nde bir odada bekliyor Ata’nın naaşı, yanında da içine konulacağı gül ağacından tabut. Başında ve ayakucunda birer kişi nöbette. Tam da o anda, üsteğmen Remzi Güven, Ata’nın başını bağlayanlara “Acaba, yüzünü görebilir miyim?” diye sormasa, kefeni aralamasalar, öylece, Dolmabahçe’nin rıhtımında ve yahut  penceresinde defalarca gördüğüm yüzü son bir kez daha görebilir miydim hiç? Ölümünün üzerinden 15 yıl geçmiş olmasına rağmen, hiç bozulmadan öylece uyuyor gibi yatıyor olmasına şaşar mıydım?

Salacak’ta her pencere nedense ardına kadar açık, bu Kasım soğuğuna rağmen radyolardan çıkan sesler birleşsin, tek ve yüksek bir ses olsun diye mi bilmem…

Konuşan yok. Denizin üstü bomboş.

Ata’nın ebedi istirahatgâhına tevdii münasebetiyle yapılan törenin safhalarını milyonlarca kişi radyolardan dinliyor. Ata’nın naaşı, katafalka konuldu, geniş alanla toplanan binlerce kişi saygı duruşunda bulundu.

Sonra da Anıtkabir’deki mozelenin tam altındaki mezar odasında toprağa veriliyor Ata; ülkenin her ilinden gelen topraklar arasına.

Sahi, ya annesinin Karşıyaka’daki mezarından alınan toprak, tabutun neresine konmuştur, baş kısmına mı, gövdesine mi? Ne manasız bir soru, elbette her zerresine!

(Kuzey Yanım, Ayazım isimli kitabımdan…)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09 Kasım 2011 by in Kitaplarım and tagged , , , , , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Instagram

SAKİNDİ EVET... #turin #italy Özen... Eskidendi, çoook eskiden #tbt#gardening #toprak #bahçe Milyonlar #iyikivarsıneren dedi sana ama yoksun. Ne acı, bu ülkede "yok" olunca "var" olunuyor çok zaman... Eskidendi, çok eskiden...#vişnelikörü #cerry Sessizdi evet... Hadi...#bycicle #bisiklet#goccia #suadiye Nasıldı o şarkı: "Kurşuni Renkler" #sezenaksu #istanbul #sea #deniz #kurşunirenkler Bize rağmen... #sunset #sunset🌅#nofilter "İçim"den geldi... Taaa içimden hem de#ataturk #mustafakemalatatürk "İstanbul'dan gitmeli"diyorlar, İstanbul'a gitmek varken... #istanbul #ensevdiğimses "İstanbul'dan gitmeli"diyorlar, İstanbul'a gitmek varken... #istanbul #bosphorus #kızkulesi #kuzeyyanımayazım#mavi Tutunmak... Benim İstanbul'um... #bosphorus #kanlıca Benim İstanbul'um... Azıcık çabayla, biraz vakit de asla İnsan kendi İstanbul'unu bulabiliyor..#istanbul #boğaz #bosphorus #sarıyer Bakış#cats #kedi
%d blogcu bunu beğendi: