Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Selahaddin Eyyubi, nam-ı diğer El Kürdi

 Reha Çamuroğlu, “Selahaddin el Kürdi” kitabıyla okuru, asırlardır “Selahaddin Eyyubi  Kürt mü, Türk mü?”sorusunda sıkışıp kalan bir kahramanın insanî yanlarıyla tanıştırıyor.

 TARİH kitapları onu, “Haçlı Ordularını dize getiren, Kudüs Fatihi” olarak anar, siyasiler etnik kökenini tartışır, durur. Batı dünyası ise kendileri için düşman! olan bu savaşçıyı, “Hak ve merhamet sahibi bir komutan” olarak över.

Bana sorsanız o sevgilisinin kucağında mutluluktan ağlayan bir erkektir, bir acemi âşık, dost canlısı, duygusal, merhametli ve hakkaniyetli bir insan…

Bir kitap okudum, Selahaddin’i unuttum, Yusuf’u buldum.

Ama yine de kitabı okurken, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Biz hep birlikte Selahaddin Eyyubi’nin torunlarıyız. Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Romanı… Ne derseniz deyin.”sözlerini hiç unutmadım. Aslına unutmak isterdim.

Hatta, “Arap Baharı” kapsamında yaptığı Kuzey Afrika ziyaretlerinde, bölge halkı tarafından büyük sevgi görünce, birçok batılı gazetede,  “Tayyip Erdoğan yeni Selahaddin Eyyubi olma yolunda” diye manşetler attıldığını da…

Bu buram buram siyaset, tarih hatta diplomasi kokan cümleleri, niçin bir kitap ekinde okuduğunuzu düşünüyorsanız hemen yanıt veriyorum sevgili okur:

Reha Çamuroğlu yeni kitabı ” Sultan Selahaddin El Kürdi” ile günümüzden bin yıl önce yaşamış ve “Kudüs Fatihi” olarak anılan Selahaddin Eyyubi’yi getirip gündelik hayatıma kattığı için…

Reha Çamuroğlu, tarih konusunda yaptığı araştırmalar kadar, yazdığı tarihi kitaplarla da tanınan bir yazar. – Yazının girişinde her ne kadar politik cümleler kullandıysam da burada sadece Reha Çamuroğlu’nun 23. dönem AKP İstanbul Milletvekili olarak Meclis’te yer aldığını yazmakla yetineceğim.Yine de yazıma şu etnik köken konusuyla başlayacağım, çaresiz: Tarihin en kritik dönemlerinden birinde etkili olan Selahaddin Eyyubi’nin etnik kökeni yakın geçmişe kadar süren bir tartışmaydı. “Selahaddin Eyyubi Kürt mü Türk mü?” sorusu hâlâ kimi çevrelerde tartışılıyorsa da dünya onu Kürt lider olarak çoktan kabullenmiş durumda.

Kitabına, “Sultan Selahaddin El Kürdi” ismini veren Reha Çamuroğlu da bu konudaki görüşünü “Kürt idi” diyerek belirtiyor zaten. Ve ekliyor, “Aksini söyleyenler hiç değilse bir tane kaynak göstermeli.”

EYYUBİ Mİ, EL KÜRDİ Mİ?

Yıllarca Selahaddin Eyyubi olarak bildiğimiz komutan, Çamuroğlu’nun kitabında Selahaddin El Kürdi olarak karşıma çıkınca, yazara sormadan edemedim:

“Bir isim olarak, Selahaddin Eyyubi ile Selahaddin El-Kürdi’nin toplumlara verdiği ayrı mesajlar mı vardır? Yıllarca Türk mü, Kürt mü tartışmaları yapılmıştı. İsimler üzerinden sürüp giden bir tartışma mıydı bu? Selahaddin Eyyubi demek neyi simgeler? Selahaddin El Kürdi demek neyi?”

Çamuroğlu’nun yanıtı söyle oldu:

“Elbette bu günün tartışmaları bağlamında bu kullanımda bir fark vardır. Eyyubi, kurduğu ve mensubu bulunduğu hanedanın adıdır. Kürdi ise pek çok dönem kaynağında geçtiği üzere etnik mensubiyetini gösteren lakabıdır. Yıllarca etnik mensubiyeti bizden başka herkes tarafındankabuledilmişti. Bir bizim tarih kitaplarımız “Nuh demiş, peygamber dememişler”di. Bu anlamda bu vurgunun önemli olduğunu düşünüyorum.”

” Ya annesinin Türk olduğu görüşüne katılır mısınız? soruma ise Çamuroğlu, ” Evet, annesi çok büyük ihtimalle Türk’tü. Bunu kardeşlerinin isimleri ve dayısının çoğunluğu Türkmen olanHamabölgesinde hakimiyetinden anlayabiliriz. Ağabeyinin adı Turanşah, küçük kardeşinin adı Tuğtigin idi” diye yanıt verdi. 

YUSUF SELAHADDİN OLUNCA

Reha Çamuroğlu’na yönelttiğim soruları ve verdiği yanıtları yazının ayrı bir bölümünde bulacaksınız, ben bundan sonraki satırlarımı kitaba ayırdım.

Kitap bizi bin yıl öncenin Mezopotamya topraklarına götürüyor. Tam adres verirsek Tiflis’in güneydoğusundaki Dawin’e… Selahaddin’in ata topraklarındaki hayata, düzene ve iktidarların mücadelesine tanık oluyoruz.

Tam da bu noktada şunu belirtmeliyim sevgili okur, kitabın girişine konulan haritalar bin yıl öncesinin coğrafyasını ve bu coğrafyadaki güç dengesini anlamakta çok yardımcı oluyor; incelemekte yarar var.

Selahaddin’in çocuk yaşlarını okuduğumuz satırlarda hem bölgedeki etnik kimliklerin nasıl bir arada hayat sürdüğünü görüyoruz, hem de o hayatta ayakta kalmak için nasıl bir denge gözettiklerini…

Haydi, şimdi Selahaddin’i unutalım. Madem onun çocuk zamanlarındayız, ona doğduğu gün takılan adıyla analım, Yusuf diyelim.

Burada duralım ve şu minik ayrıntıyı zihnimizin bir yerine kazıyalım: Sonraki yıllarda Yusuf’un hayatında, yetişmesinde, hatta bir savaşçı olmasında rol oynayacak kişi amcası Şirkuh’tur. Bebeğe Yusuf adı konulduğunda “Bahtı Yusuf bahtı olacaksa çekeceği var bu çocuğun, vah vah” diyen Şirkuh. 

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde Yusuf’un karşılığı “inleyen, aheden”dir.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise şu cümleleri okuyoruz: “Yusuf bin Eyyub’a, İskenderiye şehrinde kafir ordusuna gösterdiği merhametten ötürü, bundan böyle Selahaddin denilecektir.”

Yine aynı sözlüğün Selahaddin’i “dine bağlı kimse” olarak tanımladığını da not düşelim.

Doğrusu Yusuf’un Selahaddin olduğu gün aslında tarihe bir önemli çentik atıldığını düşünmeden edemiyor insane değil mi?

Yusuf, “Savaş ustası Tavil (uzun) Ömer’e teslim edilmese, ondan savaşmayı ve korkuyu yenmeyi öğrenmese Selahaddin olur muydu?” sorusu zihnimizde  kalsın, biz satırlarda ilerledikçe Haçlılara karşı defalarca savaşmasını, Kudüs’ü alışını, en yakın arkadaşını savaş meydanında kaybettiğinde, “Bin Akka bir İsa eder miydi?” diyerek ağlayışını, aşkını okuyacağız.

Bin yıl öncenin savaş aletleriyse merakınız satırlar emrinize amadedir sevgili okur, savaş felsefesiyse aradığınız; o da… Kitap sayfalarında ilerledikçce, Haçlı Seferleri’ne karşı durmanın yanı sıra İslam dünyasının birliğini kurmayı da amaçlayan Selahaddin’in tarihin akışını değiştiren bir komutan olarak hayatına tanıklık edeceğiz.

 YA BİN YIL SONRA?

 Bizi günümüzden bin yıl önceye götüren Çamuroğlu’na, “Ya bin yıl sonra bölgede, hatta tüm dünyada barış sağlanmış olabilecek mi acaba?” diye kaygıyla sorduğumda “Bu kitapta bundan sonra neyi, hangi yolu tercih edeceğiz sorusuna cevap aradım zaten” yanıtını aldım.

Selahaddin Eyyubi ya da Selahaddin El Kürdi… Çamuroğlu’nun tüm insani yönleri, üstünlükleri ve zaaflarıyla günümüze taşıdığı büyük komutan karşımıza dikilip, “Tam bin yıl geçti. Binlerce hayat söndü savaşlarda. Sürdü gitti bu kavga. Ya siz, bizim yaşadıklarımızdan bir ders almadınız mı bunca zamandır? Ya bin yıl sonra? Yine aynı mı olacak, sürecek mi bu kavga?” diye sorsa, ne yanıt vereceğiz, bilemiyorum.

Reha Çamuroğlu’nun satırları, bin yıl önceki savaşların, etnik ve dini üstünlük tartışmalarının günümüzü nasıl etkilediğini anlamakta yardımcı olacak kuşkusuz.

 

 

           “ERDOĞAN’IN SELAHADDİN OLMASINA GEREK YOK”

 “Sultan Selahaddin El Kürdi”nin yazarı Reha Çamuroğlu Alevi açılımının gündemde olduğu bir dönem AKP’den İstanbul Milletvekili olarak mecliste görev yaptı. Çamuroğlu, sorularıma verdiği yanıtlarla, Selahaddin Eyyubi’nin politik arenadaki önemini vurguladı.

 

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yaptığı konuşmada Selahaddin Eyyubi’ye değinmişti. Bunun toplumsal yapımızdaki değeri nedir? Başbakan’ın o günkü konuşması bir eşik atlama olarak değerlendirilebilir mi?

– Açıklık ve gerçekliğin kabulü anlamında bütün bu tür girişimlerin çok önemli olduğu kanaatindeyim. Elbette ki bu bir eşik atlamadır. Yıllarca Türkiye’de “Ben bilmemkimleri çok severim, şöförüm kapıcım onlardandır” tavırlarına şahit olduk. Üstelik bu tür cümlelerin içerdiği derin ayrımcılık, farkına bile varılmadan yapıldı. Oysa böylece ilan edildi ki şöför ve kapıcı dışında sultan ve devlet adamları da ortadadır.

 

– Coğrafyalar insanları etkilediği kadar, insanlar da coğrafyaları etkiliyor. Bazı yabancı kaynaklarda gördüğümüz, “Erdoğan Selahaddin Eyyubi olma yolunda” değerlendirmelerini nasıl yorumluyorsunuz? 

– Bence Erdoğan Erdoğan’dır. Selahaddin olmasına da gerek yoktur. Bence insanlar insanlara değil, insanlar yaradana öykünmelidir. 

– Kitapta, Eyyubi’nin askerlerinin savaş sırasında giydiği sarı külahın simgesel bir önemi var. Sizden dinleyelim bunu… 

– Sarı külah Selahaddin’in Zengi hanedanından devraldığı bir başlıktır. (Okura not: Zengiler Türk hanedanıdır) Pek çok Zengi geleneğini devam ettirmiştir Selahaddin. Aslında bu dahi Türk-Kürt kaynaşmasının ne kadar eskilere uzandığını gösteren bir durumdur. Yine Zengilerin sarı bayrağını değiştirme ihtiyacı duymamıştır Selahaddin. 

-Tarih kitapları, Selahaddin Eyyubi’yi “Kudüs Fatihi” olarak tanımlıyor, şartlar mümkün olsa o, belki de şiirle uğraşacak kadar duygusal, hakkaniyet sahibi bir kişilik. Bu kitabın yazarı olarak siz Eyyubi’nin en önemli özelliklerini saysanız, neleri öne çıkarırsınız? 

– Evet Selahaddin duygusal derinliğe sahip örnek bir devlet adamıdır. Haçlı seferleri döneminin en büyük askeri o değildir. Mesela Sultan Baybars asker olarak ondan çok daha başarılıdır. Ama Selahaddin bir insanlık örneği olabilecek özelliklere sahiptir. Dindardır, temkinlidir, ahlaklıdır, vicdanlıdır, merhametlidir, mütevazidir, cömerttir ve saymakla bitmeyecek gibi görünen erdemlere sahiptir. 

– Kudüs, Vaadedilmiş Topraklar, Cennetin, Tanrının Krallığı… Nasıl tanımlanırsa tanımlansın o topraklar bir türlü barışa kavuşamadı, kavuşamıyor. Kitabınız günümüzden bin yıl önceyi anlatıyor ve insan bir bin yıl sonra da o coğrafyada barış, huzur olmayacak gibi hissediyor. Ne dersiniz, Eyyubiler, Kral Richardlar olamasa ne değişirdi tarihte? 

– Daha iyi ya da daha kötüleri olurdu sanırım. Ama ben de kitapta bu sorunun cevabını da aradım zaten. Bundan sonra neyi, hangi yolu tercih edeceğiz? 

-Bazı kaynaklarda Yusuf’un doğduğu gün konulan adıdır diye geçiyor Selahaddin… Kitabınızda Melik Nureddin’in ona verdiği bir isim olduğunu okuyoruz. Selahaddin doğum ismi midir, sonra da verilen bir isim midir? 

– Selahaddin sonradan verilen isimdir. Arap kaynakları bu konuda çok açıktır. 

– Kitabın ilk bölümlerinde, hocası Tavil Ömer’in, Yusuf’a korkuyu yenmeyi öğrettiğini okuyoruz. Tavil Ömer, Yusuf’a bunu öğretmese, Yusuf Selahaddin olamasa, tarih nasıl yazılırdı? O toprakların kaderi değişir miydi?  

– Selahaddin olmasa ya da pısırığın biri olsa elbette bence tarih aynı olmazdı. Bu aslında bir uzun bitmez tarih felsefesi tartışmasıdır ama benim kanaatim bu yöndedir. 

– Kitapta yer alan tarihi bilgilere, anektodlara hangi kaynakları kullanarak ulaştınız?  

– Batı ve İngilizce Arap kaynaklarını kullandım. 

– Ne kadar sürdü araştırmanız? 

– İki yıl kadar… Toplamda iki buçuk yıllık bir çalışmadır bu kitap.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 15 Aralık 2011 by in Röportajlarım and tagged , , , , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

TANIK... #istanbul #galata #galatakulesi DERTLEŞTİK, EVET... #burgazada #martı #silence #seagull SONBAHAR...#autumn #sarmaşık #sonbahar #kırmızı SAYGI VE MİNNETLE... Kitap Fuarı’na yolu düşenlere selam olsun... #mübadele #biravuçmazi #kitapfuarı #lozanmübadillerivakfı #everestyayınları SAKİNDİ EVET... #poyrazköy #sea #silence #boat HADİ #cycling #suadiye #bisiklet #sunset “Ben o yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem...” #sabah #begonvil #sezenaksu #nofilter DALGALIYDI EVET... #lodos #suadiye #nofilter #windy💨 #waves Gülümse... Minnettarım HADİ... #cycling #sonbahar #bisiklet #autumn #suadiye #nofilter Sahi şeker pembesi bulutları nereye sakladın? #rainy #yagmur #sabah #morning #martı #seagull SABAHTI... #begonvil #kumru#sabah “ARKADAŞ”şarkısını birlikte söyleyip, birlikte ağlıyorsak; gerisini dünya düşünsün. #oguzguvengazetecidir Eni boyu, top yekün doğa...#nature
%d blogcu bunu beğendi: