Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

Kar Kristalleri….

“Mikroskobun altındaki kar zerreciklerine baktığım zaman, onların mucizevî bir güzellikleri olduğunu gördüm. Ve bu güzelliğin başkalarıyla paylaşılmaması affedilmez bir ayıp olurdu” 
 

 

Akla takılan bir “şey”, hayal gücü ile birleşip bir yaşam biçimine dönüşmüşse; ne teknolojik yetersizlik, ne de sağdan soldan yapılan sözlü engellemeler, imkânsız gibi görünen bir amacın peşinde koşmaktan alıkoymazmış insanı.

Çok felsefi bir cümle gibi gelebilir yukarıdaki yazılanlar; daha düz biçimiyle söylersek; “insan aklını bir şeye takmaya görsün, engel mengel tanımaz” da diyebiliriz.

Vermont’un Jericho kasabasında sürüp gitmiş bir yaşamın bize kattıklarını anlatacak aşağıdaki satırlar.

Bir adam ve kar taneleri arasındaki aşkı anlatacak…

Önce bir soru ile başlayalım, hani derler ya, “hiçbir kar tanesi, birbirine benzemez. Her biri ayrı biçimdedir” diye; duydunuz mu bunu? Ya peki kim söylemiş, neye dayanarak söylemiş hiç düşündünüz mü?

İşte aşağıdaki satırlar bu soruya yanıt veren Vermont’lu bir çiftçiyi, Wilson Bentley’i ve onun kar tanelerine duyduğu heyecanını anlatacak…

Şimdi avucunuza kar tanelerinin konduğunu düşünün. Hemen eriyip yok oluyorlar değil mi? Peki onlar erimeden, hemen, hızla fotoğrafları çekmek isteseniz… Hah, dijital makinenizle, günümüzde değil; şöyle 1885’lere kadar gidin; kocaman körüklü fotoğraf makinelerinin dönemine.

O dönemde yüreğinizi yaksa kar aşkı. Ne yaparsınız?

Sorunun yanıtı Wilson Bentley’in yaşamında:

Wilson Bentley (1865-1931), küçük bir kasabada yaşayan çiftçi bir ailenin oğlu. Kendi kendini yetiştirmeye çalışıyor, içinde bulunduğu ortam nedeniyle de doğada olup bitenlere büyük ilgi duyuyor.

En çok da kar yağışına…

Kara… 

 

ANNE HEDİYESİ MİKROSKOP 

 

Emekli öğretmen olan anne; Wilson ve diğer oğlunu evde eğitiyor; baba da çiftlik hayatıyla ilgili ipuçlarını anlatıyor oğullarına. Wilson 15 yaşına geldiğinde annesi ona bir mikroskop armağan ediyor.

İşte “yıldızın parladığı an” burası.

Wilson’un hayatı o andan itibaren mikroskobu ve kar kristalleriyle geçiyor.

“Her kar kristali bir tasarım başyapıtıydı. Hiç biri diğerine benzemiyordu. Kar tanesi eridiğinde, bu muhteşem tasarım sonsuza kadar, ardında bir iz bırakmadan yok oluyordu. Buna dayanamıyordum…”

Yazımıza başlarken “akla takılan ‘şey’” dediğimiz bu duyguydu. Wilson, mikroskobunun camında bir görünüp bir kaybolan şekilleri kalıcı kılmanın peşine düştü. Bu inanılmaz görüntüleri çizmeye çalıştı ama parmakları zerreciklerin erime hızına yetişemiyordu bir türlü. O daha resmi çizmeden kar taneleri yok oluyorlardı. Uzun kış günleri boyunca Wilson, 400’den fazla karakalem çizim yapmıştı ama nafile, beyaz kâğıda aktardığı hiçbir şekil, mikroskobunda gördüğüne benzemiyordu. Tek yapabildiği 6 köşeli yıldızımsı çizimlerdi.

En doğrusu kar kristallerinin fotoğrafını çekmekti. Ama nasıl?

Körüklü, kocaman makinelerle olacak şey miydi bu? Hem bu makineler, bir insan yüzünü bile doğru düzgün yansıtamazken…

Hem Wilson’un fotoğraf makinesi de yoktu ki!

19 yüzyılın son dönemleriydi ve bir fotoğraf makinesi edinmek çok pahalı bir hayaldi. Babası da bu pahalı oyuncağın alınmasına baştan karşı çıkmıştı zaten. Ama oğluna mikroskop armağan eden eğitimci anne yine devreye girdi, baba ikna edildi ve 17 yaşındaki Wilson’a dönemin imkânları ölçüsünde bir fotoğraf makinesi alındı.

İşte olmuştu.

Şimdi elinde kar tanelerini görüp inceleyebildiği mikroskobu, gördüklerinin fotoğrafını çekebileceği makinesi, bolca kar ile bitip tükenmek bilmeyen azmi vardı.

Kararını verdi, Wilson, körüklü kocaman fotoğraf makinesinin objektifinin önüne mikroskobu monte etti.

Teknik donanım tamamlanmıştı ve yine kar taneleri ile geçecek günler başlamıştı.

Bir, on, yüz, bin deneme, bir o kadar da hayal kırıklığı. Bir türlü fotoğrafları çekemiyor, mikroskobun altında gördüklerini bir negatif film olarak eline alamıyordu.

Tam iki yıl uğraştı, fotoğrafı çekiyordu ama bir türlü istediği sonucu alamıyordu.

Ama yılmadı.

Sonunda, 1885 yılının 15 Ocak gün Vermont’un Jericho kasabasında her zamanki gibi kar yağıyordu. Herkes evinde oturup soğuktan korunmaya çalışıyordu. Bir kişi hariç.

Wilson kendi tasarladığı, neredeyse bütün kasabanın alay etmesine sebep olan mikroskoplu fotoğraf makinesiyle yine karların içinde, kar tanelerinin peşindeydi.

Bu minik objeleri fotoğraflamak için, Bentley önce, kar tanelerini siyah tahta bir tepsi üzerine koyuyordu.  Sert kıl bir fırça kullanarak, tek bir kar tanesini dikkatli bir şekilde alıyor ve mikroskop slaydına koyuyordu.

Hızlı bir şekilde inceliyor, eğer kar tanesi kırılmış değilse, kalıcı imaj yaratmak için slaydı özel mikroskoplu kamerasının önüne yerleştiriyordu. Tüm bu süreçte, Bentley minik kristali erimekten korumak için hızlı hareket ediyor ve nefesini tutuyordu.

Klik, klik, klik…

Defalarca deklanşöre bastı.

Ve filmi tab ettiğinde, bir süre önce mikroskobuyla gördüğü, sonra eriyip giden, yok olan kar kristalinin bir sureti vardı elinde.

Silikti, pusluydu, daha çok gri idi ama ordaydı.

Artık, ona “garip bir genç” diye bakanlara gösterebileceği bir “şey” vardı elinde.

İlk kar kristalinin fotoğrafı.

Wilson tarihe geçmişti ama amacı bu değildi ki; onunki “kaybolup gidiyorlar, bir iz bırakmadan yok oluyorlar bu muhteşem varlıklar” dediği kar kristallerini ölümsüz kılmaktı.

Başarmıştı da.

“O gün, o ilk negatif filmi elde ettiğim gün, dizlerimin bağı çözüldü sanki. O an, yıllarca hayal ettiğim şeyin mümkün olduğu, hayatımın en güzel anıydı” 
 

“KAR TANESİ ADAM” 

 

Kocaman bir fotoğraf makinesi, objektifin önünde mikroskop, karın içinde bir adam, elindeki deftere sürekli notlar alıyor. Yıl 1890’ler…

Kasabalıların gündelik hayatından hayli farklı ve kasabalılara göre anlamsız! bir hayat süren bu genç adama “snowflake man” “kar tanesi adam” isminin takılması pek şaşırtıcı olmasa gerek.

Elbette bu sihirli yolculuğa tek başına çıkmış olan Wilson’u, kasabalıların tavırları durduramayacaktı.

Kendi geliştirdiği teknikle arka arkaya kar tanelerinin fotoğraflarını çeken, kristaller hakkında bilgi notları alan Wilson, bildiklerini Amerikan Bilimsel Topluluğu ve National Geographic, Nature gibi önemli merkezlerle de paylaştı.

Harvard Mineraloji Müzesi çektiği bazı fotoğrafları, ziyaretçileriyle paylaşmaya başlayınca,

Wilson Bentley’in adı neredeyse bütün Amerika’da, bilim çevrelerinde duyuldu. Çalışmaları, gözlemleri, makaleleri önemli dergilerde yayınladı.

Bu kar tanelerine gönül vermiş, yaşamını kristaller eriyip gitmeden “varlıklarını kanıtlamaya” adamış olan Wilson, bir yağmur damlasının boyutlarını tespit eden, kayıt altına alan ilk kişi olarak da tarihe geçmişti. 

1 Mart 1931’de zatürreden (kar içinde, karla kucak kucağa geçen bir yaşam başka nasıl sonlanırdı ki zaten) ölene kadar 5381 adet kar kristalinin fotoğrafını çekerek “iz bırakmadan yok olup gidiyorlar” dediği bu muhteşem tasarımları ölümsüz kıldı.

Ve bugün hepimizin bildiği; “Kar kristalleri birbirine benzemez. Her birinin yapısı ayrıdır” sözünü kanıtladı.

Wilson bir çiftçi olarak hayatını kazandı, bir fotoğrafçı olarak ise hayatlarımıza renk, bilim dünyasına değerli bilgiler kattı.

Bently için kar kristalleri,  sadece bilimsel olarak analiz edilmesi gereken soğuk buz kıymıkları değildi. Onlar, aynı zamanda, gün batımının parlak renklerinden, güzel bir kızın gülüşüne kadar, dünyadaki tüm güzel şeylerin mecazıydı. Bir defasında şöyle yazmıştı: “ Kar kristalleri… Sadece doğadaki  an’ın harikulade güzelliğini göstermek için değil, ama tüm dünyevi güzelliğin geçici ve solup gitmek zorunda olduğunu öğretmek için bize gel.  Karın güzelliği kısa sürede kaybolup gitse de, sonbaharın güzellikleri gibi, akşam gökyüzü gibi yeniden gelmek için solar.”

Yazının sonuna geldik; memleketin belli bölgelerinde beklenen kar yağışı başladı. Belki de çoktan çevrenizdeki yollar, balkon demirleri, pencere pervazları bir karış karla kaplandı. Kim bilir belki de bu yazıyı okurken bir yandan da kar taneleri uçuşuyordur.

Ne dersiniz, bir an, avucunuzu açıp kar tanelerinin konuşunu izleseniz; hızla eriyip yok oluşunu hissetseniz. İşte bu kısacık anı ölümsüz kılmaya çalışan Wilson Bentley’ın çabasını mı daha iyi anlarsınız acaba yoksa onun da dediği gibi, “hayatın da bir kar tanesinin kayboluş hızında tükenip gittiğini”mi? 
 Fügen Ünal Şen’in BRUNCH Dergisi’nde yayınlanan yazısı

Reklamlar

One comment on “Kar Kristalleri….

  1. damla kurt
    31 Ocak 2012

    bu ne ya iistediğim şeye ulaşamıyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 11 Ocak 2012 by in Yazılarım and tagged , , , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

TANIK... #istanbul #galata #galatakulesi DERTLEŞTİK, EVET... #burgazada #martı #silence #seagull SONBAHAR...#autumn #sarmaşık #sonbahar #kırmızı SAYGI VE MİNNETLE... Kitap Fuarı’na yolu düşenlere selam olsun... #mübadele #biravuçmazi #kitapfuarı #lozanmübadillerivakfı #everestyayınları SAKİNDİ EVET... #poyrazköy #sea #silence #boat HADİ #cycling #suadiye #bisiklet #sunset “Ben o yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem...” #sabah #begonvil #sezenaksu #nofilter DALGALIYDI EVET... #lodos #suadiye #nofilter #windy💨 #waves Gülümse... Minnettarım HADİ... #cycling #sonbahar #bisiklet #autumn #suadiye #nofilter Sahi şeker pembesi bulutları nereye sakladın? #rainy #yagmur #sabah #morning #martı #seagull SABAHTI... #begonvil #kumru#sabah “ARKADAŞ”şarkısını birlikte söyleyip, birlikte ağlıyorsak; gerisini dünya düşünsün. #oguzguvengazetecidir Eni boyu, top yekün doğa...#nature
%d blogcu bunu beğendi: