Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

SONBAHAR YAKIN

Böyle küçük bir esinti peşinde koşmayalı ben, kendimi bir sarı yaprak misali savurmayalı, bir notaya kendimce, yürekli, başıboş “es”ler koymayalı, şarkılar söyleyip şiirler yazmayalı; topu topu birkaç gün geçmiş.

Takvim yaprakları böyle söylüyor.

Ama sen inanma.

Çünkü ben hiç de öyle hissetmiyorum. Kitaplardaki gibi hani, “sanki asırlar geçti…”demek geliyor içimden. Yani belki daha da çok.

Nasıl tanımlar insan?

Neden tanımlar?

Dün gece, boyumca ağaçlar arasında dolaştım.

Serindi.

Karanlıktı.

Issızdı.

Tanıdık bir yerdeydim ama yine de ürperdim doğrusu. Hazırlıksız bir anımda yakalanmıştım yalnızlığa. Gökyüzünde ay da, yıldız da yoktu. Bildiğim bütün aylı, yıldızlı, samanyollu şarkılar geçti aklımdan.

Mırıldandım.

Sesim karanlığa çarpıp geri geldi; sesimi tanımadım.

Sevmedim.

Kendime yabancılığım yüzüme vuruldu birden. Beklenmedik bir anda, beklenmedik bir biçimde…

Kızdım.

Karanlığa kızdığım kadar sana kızdım. Sana kızdığım kadar karanlığa.

Kızmak için öyle çok nedenim vardı ki, buna kızdım işte…

Farkında mısın senin olmadığın ikinci Sonbahar yaklaşıyor. Gerçekten olmadığın, olamadığın… Ya da hem var, hem yok olduğun. Belki de bu acıtan her yanımı.

Belki de bunu yaşamayı becerememem…

İstememem.

Evet, henüz tam sarı değil yapraklar. Rüzgâr o kadar sert değil, sokaklardan hızlı adımlı insanlar geçmiyor şimdilik. Kış meyveleri yok manav tezgahlarında.

Ama ben biliyorum, Sonbahar çok yakınımda.

Yaprakların, henüz dallarında olan yaprakların telaşlı kıpırdanışlarından anlıyorum bunu. Yüzümü ürperten esintiden anlıyorum. Havanın birdenbire değişmesinden, serinlemesinden, kararmasından değil, havanın kokusundan anlıyorum.

Hüzün çöküyor her yana ve her yanda hüzün kokuyor.

Bebek yüzlerinde bile hüzün var, bilsen nasıl belli. Gözler daha yuvarlak, yanaklar daha kırmızı, dudaklar daha sarkık.

Dere yataklarından gri renkli gökyüzü yansıyor. Bulutlar parçalandıkça güneş bir görünüp, bir kayboluyor ama gün boyu grilik hâkim. İşte bundan anlıyorum; Sonbahar yakın.

Yoksa radyoda saat başında verilen hava durumundan değil.

Yoksa gündüz tişörtle dolaştığım sokaklarda, güneş batınca kazaksız dolaşamamamdan değil.

Yoksa aylardan Eylül olduğundan, günler kısaldığından, ha gayret yağacak yağmurlarla yüklü bulutların başımın üstünde turlamasından, kuşların saçakaltı bulma telaşlarından, kedi yavrularının uçuk pembe, ıslak burunlarından değil.

Hüznümün, yüreğe daha yakın, gözbebeklerime daha yerleşik olmasından anlıyorum.

Sonbahar Yakın

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 03 Eylül 2013 by in Kitaplarım.

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

SAKİNDİ EVET... #turin #italy Özen... Eskidendi, çoook eskiden #tbt#gardening #toprak #bahçe Milyonlar #iyikivarsıneren dedi sana ama yoksun. Ne acı, bu ülkede "yok" olunca "var" olunuyor çok zaman... Eskidendi, çok eskiden...#vişnelikörü #cerry Sessizdi evet... Hadi...#bycicle #bisiklet#goccia #suadiye Nasıldı o şarkı: "Kurşuni Renkler" #sezenaksu #istanbul #sea #deniz #kurşunirenkler Bize rağmen... #sunset #sunset🌅#nofilter "İçim"den geldi... Taaa içimden hem de#ataturk #mustafakemalatatürk "İstanbul'dan gitmeli"diyorlar, İstanbul'a gitmek varken... #istanbul #ensevdiğimses "İstanbul'dan gitmeli"diyorlar, İstanbul'a gitmek varken... #istanbul #bosphorus #kızkulesi #kuzeyyanımayazım#mavi Tutunmak... Benim İstanbul'um... #bosphorus #kanlıca Benim İstanbul'um... Azıcık çabayla, biraz vakit de asla İnsan kendi İstanbul'unu bulabiliyor..#istanbul #boğaz #bosphorus #sarıyer Bakış#cats #kedi
%d blogcu bunu beğendi: