Fügen Ünal Şen

HAYAT HERKESE YETER

BURADA OLSAN, BENCE BEN DAHA İYİ OLURDUM… HAYAL BU YA

Hayal bu ya!

Kan ter içinde uyanmak gibi bir şey bu.
Bu, ayağının altından dünyanın çekilip alınması gibi; bir anda,
boşlukta, öylece kalakalma…

Bu, bir başına oynadığın saklambaç oyununda ebe olmak, hayali arkadaşlarını yakalamak, boşluğu sobelemek gibi.
“Armut dersem çııııık, elma dersem çıkmaaaa” diye bağırsan da tek bir yaprağın dahi kımıldamadığı durgun bir dünya gibi bir şey bu.
Yankılanmayan bir ses de olabilir…
Tanımı ne olursa olsun, ürkütücü.

Tam sana yazmak için kelimelerin yanına geldim; harfleri sesime yerleştirip başlayacaktım, hatta sana ne yazacağımı da biliyordum; yeni yeni hayallerimden söz edecektim; olmadı.
Olmadı çünkü ben hayal kurmayı unutmuşum.

“İnsan hayal kurmayı unutur mu?” deme, unutur.
Bak işte bana oldu.
Olmuş.
Ben farkında bile değildim.
Şimdi, şu anda tam sana sıralamaya hazırlanırken, suyu çekilmiş dere yatağı gibi öyle bomboş, kupkuru kalıverdim.

Öyle oldu.
Korkmuşluğum bundan.
Kopmuşluğum bundan.

Sahi, bize hayal kurmayı öğretmişler miydi?
Yani bir gün birisi karşımıza geçip, böyle, şöyle, öyle yapacaksın, günün şu saatinde, şu kadar süreyle, yatarken, yemekten önce, mutlaka gözün kapalı olacak…
Böyle bir reçetemiz var mıydı?
Ne zaman öğrendim hayal kurmayı?
Zaman hangi zamandı?

Hep içimde miydi?
Çözemedim.
Hayal kurmak öğretilebilir mi?
Matematik gibi, biyoloji gibi, belki de bir şiiri ezberlemek gibi; olabilir mi?
İki kere iki dört, dersimiz hayal kurmak…
Bölüm bir: Günün her saati yapabilirsiniz bunu.

Sahi yapabilir miyim?
Yeniden hayal kurmayı becerebilir miyim?
Bu yüzümde patlayan hayatı, hayallerimle dizginleyebilir miyim?
Yoksa tersi midir?
Hayallerimi mi hayat teslim almıştır, hatırlayabilir miyim?

Sana yazacak hiçbir hayalim yok.
Yenilerini de ha deyince kuramıyorum ki.
Öyle düşün ki düşün, yine de bir tek hayal gelmiyor aklıma.
Tuhaf bir şey.
Eksik kalıyor insan.
Peki bana engel olan ne?
Önüme çit çeken kim?
Hangi güç beynimin içinde deli lodos gibi savurup duruyor beni?
Hangi güç hayallerimi karanlık dehlizlere hapsetmiş de haberim olmamış?

Ben mi?
Hadi canım.
Nerden çıkarıyorsun bunu? Ben hep hayal kurmayı sevmişimdir, ipe sapa gelmez bir sürü hayalim vardı, anlatır dururdum sana; şu olsa, bu olsa diye…
Şimdi durup dururken niye kendime ceza vereyim.
Hem bu ceza mıdır?
Sence bu ceza mıdır?

Yok, yok, kabul etmiyorum.
Ben değilim nedeni.
Ben bana ne yapmış olabilirim ki, hayal dünyam bataklığa dönüşsün.
Hadi canım, daha gerçekçi bir cevap bul bana.
Bir daha soruyorum, bir daha cevap ver:
Hangi güç, kim, ne, beni karanlık dehlizlere haps….

Ben mi?
Yine mi?
Gerçekten mi?
Sahi mi?
Eyvah…

Ama dur biraz.
Bunu nasıl anladın, ya ne zaman?
Eskisi kadar gülmemeye başladığımda mı, resimlerde şeker pembesi bulutları çizmekten vazgeçtiğimde mi, siste büyüyen vapur sesiyle oyun oynamayı bıraktığımda mı, yürürken karıncalarla yarışmamamdan mı anladın?

Yarınla ilgili konuşmamam mı buna neden?
Yarını uzak çok uzak görmem mi?
Yorgunluğum mu?
Şöyle durup durup üstüme bir battaniye almam, bir yerlere kıvrılıp uyumam mı?
Hangisi?
Kitap okumamalarım da sana bir işaret olabilir, şarkı da söylemiyorum uzun zamandır hatta konuşmuyorum da; bazen sesim çatlak çıkıyor bu yüzden.
Çiçeklere su vermeyi de sevmiyorum artık, açelya açarken soluyor, pembe çiçeklerinin kenarları hep fındık kahvesi; goncalar tam açacakken kopup düşüyor.
Görüyorum, tamam, açelya çok su ister, iki günde bir vermek lazım; su verirken yapraklarına da dokunsam iyi gelebilir ona ama şimdi yorgunum,
hep yorgunum,
galiba artık daima yorgunum…

Bundan mı?
Yorgun ve kopuk olmam mı neden?
Hayal kurmayı unuttuğum için mi yorgunum, yorgun olduğumdan mı hayal kuramıyorum.
Hangisi önce?
Önce diye bir şey var mı?
Düşünecek, çözecek halim bile yok, zor geliyor.

Sen de yoksun; seninle seslerini duymadığım kelimelerle konuşmaktan bıktım.
Yaz, yaz, yaz…
Durmadan klavye sesi. Bir de arada “yazı denetim sihirbazının” tınlaması.
Gözlerin yerine kocaman kare bir beyaz ekran.
Sana söylüyorum, bunun sebebi biraz da sensin.
Benim bu halimin sebebi.

Kaçma.
Burada olsan, bence, ben daha iyi olurdum.
Evet, evet, olurdum.
Seninle konuşmak istiyorum.
Yazmaktan, okuyup okumadığını bilmemekten, hiç bilmeyecek olmaktan sıkıldığım gibi, sıkıldım hayal kurmaktan da.

İşte bak, bana göre de sebep sensin.
Bir fincan meyve çayı sohbetimiz yok ne zamandır.
Anlıyor musun?
Önemsiyor musun?
Üzülüyor musun?

Sen, yaşamı bu kadar bir başına bırak, çek git, sonra da bu şaşkınlığım için beni suçla.
Hayal kuramıyorsam suçu biraz da kendinde ara.

Sahi hayal kurmak öğrenilebilir mi?
Yeniden…
Ya yaşamak?
Öğrenilebilir mi?

 

Reklamlar

One comment on “BURADA OLSAN, BENCE BEN DAHA İYİ OLURDUM… HAYAL BU YA

  1. nimet belen
    13 Kasım 2013

    ellllllerine, dusuncelerine saglik,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13 Kasım 2013 by in Yazılarım and tagged , .

Bir Avuç Mazi

Twitter

Instagram

BALKON CANDIR ÇOCUKLUĞUMUN ÇİÇEKLERİ Görev... Sordum işte... En çok da UNUTULAN SARDUNYA'yı dinlemek isterim... #iclalaydın #unutursun #atatürk #19mayıs 
Benim için canım Çisel Onat yapmış , "Bizi el üstünde taşıyor" yazmış bir de... Ben de onu kalbimde taşıyor, bugünlerimiz için kendi "bugünlerinden" vazgeçenleri şükranla anıyorum. KURTULUŞ SAVAŞI'nın ilk propaganda afişi... içimden geldi.
Milli mücadeleye destek sağlanması amacıyla basılan afişin üstünde Osmanlıca "Halaskaran-i İslam" (İslam Kurtarıcıları) yazıyor. Afişte Mustafa Kemal Atatürk ile 13 silah arkadaşının fotoğrafları yer alıyor. Türk Bayrağı ve iki asker resminin bulunduğu afişin orta kısmında ise üzerinde 'Türk Bayrağı'ndan bir elbise bulunan sağ elinde bir kama, sol eli ile haritadaki Misak-ı Milli sınırlarını gösteren bir kadın resmi bulunuyor. Kadın resminin ayrıca Türklerin Anayurdu’nu da temsil ettiği belirtiliyor.
Taş baskı yöntemiyle basımı yapılan ve İzmit'te yaşayan Mesut Pektaş'a ailesinden kalan afiş, 3 yıl önce Samsun Kent Müzesi'ne bağışlandı. 
En üstte Mustafa Kemal Atatürk bulunuyor. 13 silah arkadaşının tahmini isimleri ise, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Muhiddin Akyüz, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Cevat Çobanlı, Selahattin Adil, Halid Karsıalan, Kemaleddin Sami Gökçen, Sakallı Nureddin, Kazım Özalp ve Ali İhsan Sabis Paşalar.

ENG. 
This original poster was printed in 1919, right after Mustafa Kemal sailed off to Samsun. The Ottoman Turkish inscription reads: 'Saviors of Islam' 
The woman wrapped in Turkish flag represents the motherland of Turks; Anatolia. BURGAZ... Daima#burgazada İçimden geldi... Ses... #sezenaksu Devam... İz... Arnavutköy #istanbul #arnavutköy #bosphorus Balkon candır... #rose #gül #nofilter Her zaman... Her koşulda... Yüksel Arslan... Saygıyla...
%d blogcu bunu beğendi: